13 Ağustos 2012 Pazartesi

Yazı

Ne kadar yazmak istesem de yazamıyorum. Aklıma ne gelirse gelsin, acaba yazdığım kelimeler kimseyi kastetmesem de acaba kastediyormuşum sanılır mı diye düşünmekten her taraf taslak olarak kaydetlerle doldu.

Sonra bakıyorum, zaman geçiyor kuşkuya kapılıyorum, ya gerçekten bilincimin altları kastediyorsa? O zaman daha büyük çıkmaza giriyorum. İnsanın bazı konularda kendinden emin olduğunu düşündüğü konular dahil kendinden şüphelenmeye başlaması ne kötü, şu anda bile düşündüğüm acaba bu yazdıklarımı yollayacak mıyım? Yoksa gene mi silmeye kıyamayıp taslaklara atacağım?

Umarım silmem, çünkü biliyorum ki bir yerden bu çarkı kırmak lazım. Suskunluğumdan bile şüphe eder oldum. Neden sustuğumu bir ben biliyorum ama ben bile o suskunluğuma on çeşit sebep buluyorum. O zaman işime geleni bilip, işime gelmeyen sebepleri inkar edip hayali bunlar diye yaftalayan oluyorum, kafayı yiyorum (yazar buraya bir adet bööööö efekti koymamak için sebep bulamaz)

Şöyle bakınca aslında karamsar veya bunalmış halde değilim, aksine oldukça keyifli de sayılabilirim. İlginç olarak daha düzenli hayatım. Ama bu düzen de huzursuz kılıyor beni. Ödünlerim artmış gibi geliyor. Sevdiğim çoğu şeyi bıraktım gibi hissediyorum ve elle tutulur bir sebebi yok. Akşam çıkmıyorum artık, sigara zaten 1 seneyi geçti, içki günde içtiğimi bir ayda zor alır oldum.12 kilo verdim, sabahları beşte kalkıp koşuyorum, yüzüyorum, en az 2 saat basket oynuyorum. Ekmek yok, kolesterolüm belki on senedir ilk defa normal. Komplikasyonlu hastam yok, yok da yok. Bitiriş paragraf başını yalanlar vasıfta oldu ama yapacak şey yok.

Tarihe not olması açısından da buraya kaydedeyim; anne babalar çocuklarını dudaklarından öpmeli mi? Öpmemeliyse neden öpmemeli? Öperse ne olur? Biz öpülmedik çok mu şey kaybettik? Öpülsek daha mı iyi olurduk? Sibel Arna denen tipten geçmişinde bulunan sosyal ayrımcılık kara lekesi sebebiyle nefret ederdim, artık daha nefret ediyorum. Kafamda yarattığım liberal kezbanın vücut bulmuş hali gibi geliyor bana.


Liberal kezban mı ne, bu bir şekilde türk kızına iliştirilen tüm kötü özelliklerin düşmanı gibi görünen, kendisini sırf anti-kezban gibi göstermek için zaman zaman uçlarda gezen ama iç dünyasına az yaklaştığınızda kezban kare olan dişi kişilik. Çocuk da yaparım kariyerde sloganının, ama erkek tarafı düğünü yapar bir de tek taşımı kendim hayatta almam monte edilmişi. Liberal düşünceyi özümsemiş modern kadının yandan yemişi. Yarısı dolu bardak gibi nerden baktığuına bağlı xx uzantılı varlık.


Şans işte haftasonu tv de edward skizörhendse rastladım.Ana caddede edwardın kimi jimle sarmaş dolaş gördüğü sahne vardır, tam o sahne sırasında çalan şarkı, Adele tarafından bi şarkısına araklanmış. onu farkettim ama çalınan ne, nereye çalınmış açığa çıkaramadım henüz. Bu da çok yoğun ve dolu hayatıma bir görev olsun. Bütün hafta bunla uğraşayım mesela, aklıma hiç eski şeyler gelmesin, sadece bowie'den something in the air çalsın kafamda, ki o bile aklıma memento'yu getirdi. Ne salak filmdir o da!


ps: biz öpüyoruz*

24 Haziran 2012 Pazar

NME 2012/2 EN İYİ

Sanırım best of denilirken, ilk 6 ay kastedilmiş. 


Son dönemde gördüğüm en orjinal şey bu. Yeni bir Laptop peşindeyken insan hani bi acaba demeden duramıyor.


Bu ara bağımlı gibi Trainspotting OST dinliyorum. Jingle dürtmesi olabilir. Eksen sanırım kullanıyor bu ara.



3 Nisan 2012 Salı

Wi Spik İngliş

Küçükken en sevdiğim aydı. Sonra büyüdükçe sevmemeye başladım,şimdi küçüldükçe tekrar sevmeye başlıyor gibiyim. 
Küçülmek, söylerken ne kadar irrite edici, ama her eylemin tersi de olmalı, nasıl yaşlandıkça bedenen küçülme kaçınılmazsa, ilk başta belirttiğimiz büyümenin de bir karşısı olmalı denge için. 
Ha etrafımdakiler hep büyüdükçe büyüyorlar, bilgeleşiyorlar, e işte denge için ben ve benim gibiler de küçülüyor, yozlaşıyor. Mesela hiç utanmadan söylerim ki geçen seneye göre daha yozum, daha az hedefim var, daha az ülkemi, vatanımı, milletimi, atalarımı, göktürkleri, adı hz ile başlayanları düşünüyorum. 
Eksinin de eksisine indim, negatif de olsa düşüncelerim varken artık düşüncelerim bile yok gibi, apolitik, a.... bilmemne mi oldum, sanmam apolitik duruş bile bir duruş ben orda bile değilim. 
Artık sadece baba olarak anılmak istenci olabilir mi diye düşünüyorum. Sen kimsin? Cerenin kocası, Arenin babası, birilerinin oğlu, birilerinin yakın arkadaşı. Öyle bişeyim ben. Çok ağır konuşacaktım kendimle ilgili dilim bu kadarına vardı, çok da yufka yürekliyim kendime karşı.




22 Şubat 2012 Çarşamba

Senin neyine?

Şu aralar en sevdiğim soru, senin neyine. Hele kaburgalarımı kırdıktan sonra gelen spor senin neyine, futbol mu? Senin neyine... Ulan size ne de denmiyor tabi. Çünkü karşı taraf bu yola benim sağlığımı korumak gibi ulvi bir sebeple çıkmış. Şimdi ben öyle sorun da yaratmam. Kaç kemiğim kırıldı, kimselere haber etmeden iyileştiğimi bilirim. Özellikle ayak tarak kemiği ve el kırıklarında içinize ata ata iyileşebiliyorsun. Neyse şimdi mesela olay futbol ya kınanıyorsun. Ama mesela basket oynarken kafamı kırsam, bisiklete binerken çanağımı dağıtsam, squash oynarken gözüm çıksa, daha kabul edilebilir sakatlıklar gibi. Yani o zaman kimse demez sanırım, bisiklet senin neyine, basket mi?
Son olarak eğer ciddi olarak birisinin ağrıyla sınanmasını istiyorsanız, şu kombinasyonu öneriyorum. Kaburgada çatlak + hapşurma. Evet daha etkili bir eziyet yaşamadım. Önce burnunuz kaşınıyor. Yavaş yavaş kabusun yaklaşışını hissediyorsun. Ve o kaçınılmaz an, elektrik çarpmasından beter bir irkilme, ve yere yığılıp posthapşırık kıvranma.
Bu senenin şarkısı benim için sanırım bir Smith-Burrows coverı. Son dönemde yaklaşık günde onlarca defa dinlemişimdir. Sevdiklerimizi minik dünyamızla paylaşmayalım etkinlikleri kapsamında;


Tabi bir de Misery bear var. O benim bir arkadaşımın kuklaya bürünmüş hali. Kaç defa seyrettiğimi hatırlamıyorum, tanıştığımızdan beri. Eğer benim gibi bir shaun of the dead hayranıysanız, müzerini beerin vampir macerası da şükela ötesi.
Şu şarkıyı dinleyip seven, şu videoyu seyredip, ahan da ben diyen, bana da futbol senin neyine demeyen herkesi çok seviyorum.

1 Ocak 2012 Pazar

Intro

 Umarım sevdiklerimin yeni yılı şu iki The XX şarkısının bende yarattığı duygularla geçer.


Zorunlu açıklama: iyi bişey dedim
bunlar da 2012'de seyirlikler; 
http://9gag.com/gag/1426278

19 Aralık 2011 Pazartesi

Salvation

İlginç bir hafta oldu. Son on günde eski hayatıma her anlamda daha bir döner gibi oldum. Yahut olduk. Evde yabancı birisinin olması kolay değil, ama kar-zarar düşünüldüğünde hiç mi hiç yabancılık çekmiyorum kendisine. Evde artık bir bakıcı var, zaten o oğlanla takılıyor genelde, biraz suçluluk duymuyor değilim. Sanırım bilinç dehlizlerine nakşedilmiş bir öğreti var. Zevk almak için acı çekmek lazım, din kaynaklı olabilir. Yani ne bileyim, oruç tutmak, kefalet, kurban vermek, ne derseniz deyin, eğer mutluluğa kolay erişirseniz hakkınız değilmiş hissi geliyor, veya getiriliyor. 


Bizim bakıcımız var, evet çocuğun pis işleriyle artık o ilgileniyor, ne bileyim alt değiştirme, üstünü değiştirme, uyutma vs. Biz mi? Biz bol bol seviyoruz, oyun oynuyoruz, hem de diğer işlerle tükenmediğimiz için bir yerine iki oynayabiliyoruz. Fakat orda duvarın köşesinde sinsi fısıltılar geliyor ''ama ama anne babalık bu değil ki'' o zihniyet bu şekilde anne ve babanın sabrı öğrenemeyeceği, sorumluluk kazanmayacağı üzerinden vuruyor. Tamamen görmezden gelinebilecek görüşler değil, haklı olabileceği yönler var. Fakat tekrar ediyorum, neden mutluluk için feda edilmesi gereken şeyler var. Ahlak mı? Bu anlattığım konuda ahlaksızlık nerede, mahvolmuş bir anne yerine mutlu, uykusunu almış, çocuğuyla kaliteli zaman geçiren bir anne veya baba yeğ tutulmaz mı? Ama hep iyi anlar yaşayan anne baba, zor anlarda yeterli dirayeti gösterebilir mi? Evet boş zamanlarımızda kendimize sıkıntı yaratalım seansımızın bu aralar konusu bu. Kurtuluş yok bana!


Çenem yarıldı, evet boydan boya çene kemiğime kadar. Sigarayı bırakmam, kış sebebiyle denize çıkamamam, beni daha ulaşımı kolay sporlara yöneltti. Evet bu kilolar nasl gidecek stresiyle, başarı stresi birleşince, çenemi elime verdiler. Dün gece ameliyathaneye ilk defa roller değişik girdim ki ilginç bir hismiş.

Yıllar sonra ki yaklaşık 2 yıl oldu facebook hesabımı açtım, amma değişmiş. Güvenlik olayını facebook her işlemi size onaylatarak çözmüş, yarın bir sorun çıkarsa ama sen böyle istedin gibi. Diğer yandan amma evlenen çocuklanan olmuş onu anladım. Hayırlı olsun.

Liste sevdiğim bir liste, tekrarlar var. Bu hafta beni goodbye tüketti. Bad actors with bad habbits, goodbye. 13&god ise oğlumla favorimiz. 


Bu da sabah sabah mala bağlatan, belki de uzun süredir yazmazken yazma ihtiyacı doğuran.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Lovesong

Aylar sonra çekirdek ailemiz bir araya geldi, bu hafta. Korktuğumuz kadar zori hayal ettiğimiz kadar kolay olmadı. Adam alışma sürecinde, bir an kendimi onun yerine koyuyorum, tüm yaşam alanımın değiştiğini, düşünüyorum, çok zor olmalı. 
2 gün bıraktığımız yerde kaldı, kıpırdamadı korkudan. Halısı bile farklı geldiğinden, gitti parkeye sığındı. Neyse şimdi daha iyi. Pat pat pat sesiyle arkanızda emekleye emekleye geziyor. 
Yarın ilk defa işveren sıfatıyla görüşmelere başlayacağım. Bebek bakıcılığı... Ulan amma değişik sektör. Adamın bebeği yok, yakınında kimsenin çocuğu yok, konuda otör. Sağdan soldan duymuş, şu millet kötü şunlar iyi. Kafamız çok karışık, bakalım alternatif, çeldirici sorular oluşturdum, kendimi iğrenç ik'cılar gibi hissediyorum:)

Bunlar da serbest çağrışım ürünlerim.



Bu ne kadar güzeldi, değil mi?


Liste eksik de olsa bir arkadaşıma ait. Severek dinliyoruz.
 


Son dönemde dinlediğim en iyi cover'lardan biri.
 
whenever i'm alone with you you make me feel
like i am home again whenever i'm alone with
you you make me feel like i am whole again
whenever i'm alone with you you make me feel
like i am young again whenever i'm alone with
you you make me feel like i am fun again
 
*bu koyu bölümü kimseni  RS kadar vurucu şakıyabileceğine ihtimal vermezdim, ama olmuş.
however far away i will always love you however
long i stay i will always love you whatever
words i say i will always love you i will always
love you

whenever i'm alone with you you make me feel
like i am free again whenever i'm alone with
you you make me feel like i am clean again
however far away i will always love you however
long i stay i will always love you whatever
words i say i will always love you
i will always love you
 
Bu karanlık sese ben gibi bağlananlara gelsin;

22 Ekim 2011 Cumartesi

Don't have a dream!



14 Ekim 2011 Cuma

Oturun burada uslu uslu


kiss me goodbye
pushing out before i sleep
can't you see i try
swimming the same deep water as you is hard
"the shallow drowned lose less than we"
you breathe the strangest twist upon your lips
"and we shall be together..."
"kiss me goodbye bow your head and join with me"
and face pushed deep reflections meet
the strangest twist upon your lips and dissapear
the ripples clear and laughing break
against your feet and laughing break the mirror sweet
"so we shall be together..."

"kiss me goodbye" pushing out before i sleep
it's lower now and slower now the strangest
twist upon your lips but i don't see and i dont
feel but tightly hold up silently my hands
before my fading eyes and in my eyes your
smile the very last thing before i go...

i will kiss you i will kiss you i will kiss you
forever on nights like this i will kiss you i will
kiss you and we shall be together...


swim out to the ocean
drown your thoughts out at sea
dip your hands in the water
the same deep water as me

you've been watching for cloudbursts
you've been praying for rain
drench your soul in the water
cleanse your heart of the stain
cleanse your heart of the stain

the river of love
flows deep through the night
rolls you in with the waves
drags you out with the tides

swim out to the ocean
and drown our thoughts out at sea
dipped your hands in the water
the same deep water as me
same deep water as me

10 Ekim 2011 Pazartesi

Tremors

Dün gece pek bir fena geçti. Hani sigarayı bırakınca, aydınlık ferah bir yaşam bekliyordu, o gergedan bünye gidecek pırpır bir kelebek gelecekti. Yok valla, ben daha kotüyüm. Hayatta hastalık bilmeyen bünye çöktü, sindirim sistemi iflas, uyku bozuk vs vs. Ama dün gece doruğa ulaştı herşey.


Cuma'yı cumartesiye bağlayan gece zaten bir fenaydım, midem bulandı falan ama sabahı bıudum. Sabah kalktım hastaneye gittim, sonra üşendim kan man vermeye eve döndüm, yattım. Bomba cumartesi gece patladı, saat 9-10 gibi fenalaşır gibi oldum, dedim kalk yatağa git, yoksa işin zor, nasıl bir hisse koşarak yatağa giderken başladı sarsıntı, ulan deli gibi sarsılıyorum, yatağa attım kendimi sarıldım yorgana ama bana mısın demiyor, ne kadar sürdü hatırlamıyorum, tek anımsadığım bir ara şahadet getirsem mi getirmesem mi çıkmazındaydım. o derece tırstım, sonra ya bayıldım, ya uyuyakaldım bilemiyorum gece saat 1 gibi tamamen kan ter içinde kalmış ve tüm kasları hayatı boyunca hiç spor yapmamış adamın 40 km koşmasında hissedeceği derecede kas ağrısı ile uyandım. Sabaha kadar da korkudan tekrar yatamadım, ne kadar ateş düşürücü içsem de 38 altını sadece bir defa görebildim.
Bu yukarda anlattığım sanırım uzun zamandır, yalnızlığın en anlaşıldığı anlar için verebileceğim en uygun örnek. O korkuyla elim telefona gitti, geri bıraktım. Hem sonbahar olması, ki hayatın benim için her zaman boktanlaşma dönemidir, hem de bu sağlık işleri, üzerine uzun süredir tek olmam bi daraldım. Benim için kafasında kırk tilki gezer kuyrukları birbirine değmez derler iş yerinde, bu dönemlerde tilkiler orgi vaziyette, tutan tuttuğunu.
Bu kadar darlanmış olmasam aslında transmodern kezbanizm, ülkemiz, orkide görünümlü, kabak çiçeklerinin tarihi ve geleceği üzerine sosyolojik bir metin bulacaktınız burada. Attım taslaklara. Taslaklar hanem yüzü buldu herhalde ama öfkeyle kalkan zararla oturur atasözüne, ki hazetmediğim bir laf olsa da, sonbaharlarda uymak lazım geldiğini hayat öğretmiş biri olarak uymaya devam.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Cashback ve ?

İnanılmaz emek verilmiş video'lar, bunlar. Bu sebeple kesilme olmaması için play, pause yapıp, yüklenmesinin beklenmesi iyi olur.  
Cashback, her iki versiyonu da şahanedir.
Biraz araştırılıp, ruh durumuna göre seyredilesi, çok yüzeyel de gelebilir, boğabilir de.
 
RESERVED ?
Henüz part III gelmedi, bekliyoruz bakalım.

Ve part III,

Kirpi

Güzel Liste
 

Geçen gece, bir yerden dönerken, eski marmara hastanesinin oralarda bir yerde kaybolduk. Çıkmaz sokağa girmişiz, baktık sokak kirpi dolu aklıma geldi;
 
kirpi gibisin çocuk;
her tarafın diken,
kim elini uzatsa
delik deşik.
üstelik sen de kan içindesin 

Geçen gündüz de sitede baktım çığlıklar, küçük bir oğlan çocuğu viyak viyak. Ayakkabısı kaybolmuş. Aklıma birinci olduğu için özür dileyen geldi. Bu ara aklım bir garip.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Karanlık neden parıldar?

İstediğin kadar hafızanla gurur duy, bakıyorsun geçmişe, 
koyu olanlar daha göze batıyor. Bugün konuştuk, neden siyahilerin dişleri daha beyaz olur diye, 
kontrast sebebiyle olduğuna kanaat getirildi.


Peki bu aynı durum mu?
Yani karanlık olanın, daha yer etmesinin sebebi, daha göze batması, parıldaması,
kötü şeyleri değil de iyi şeyleri hatırlamakta zorlanmamız?
 senin geçmişinin hep aydınlık olmasından mı?
o iyilik hali mi kontrast veren?
Sanmam, ama alternatifini de şu an bulmak istemedim.
belki sadece şarkıdaki gibi
''coz its good''
Tabi ki şarkıda geçen dark da farklı, shining olayı da, benimki literally oldu.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Şampiks

Daha önce kayıt altına aldığım üzere, ilaç yardımı ile sigarayı bıraktım, gün saymayın falan diyorlar da kardeşim, ilacın üzerinde günler her tablette yazıyor bir de sabah ve akşam dozunda gece gündüz var, demek istediğim, her içişimde gün 22 ilaç sabah ibaresini görüyorum, bu da beni atıyorum 21 gün 12 saattir sigara içmemiş yapıyor.
Şimdi sorarlar ya aaaa kaç gün oldu, bi tripo yapar gözleri böyle kısar, sanki değil annenin ananenin kızlık soyadını söyliyecekmiş tribi yapar, hmmm yaklaşık 3-4 ay oldu dersin, adam da sana aman at kafandan süreyi der, ulan dallama ne soruyon o zaman diyemezsin, hmm tabi, tam anamın doum gününde bıraktım ordan hatırlıyorum diye kıvırırsın, ulan annenin doğumgünüyse kim der, 3-4 ay diye, neyse konu o değil, işte bana soruyorlar, ne kadar oldu? 24 gün 12 saat.  aman sayma bak! oldu tamam. eee arıyor mu bünye? yooo. sonra geliyor o kinayeli cevap belli belli, 12 saat diyo manyak bakışı falan
ulan bende mallık ki demiyorum, bilmem saymıyorum diye, ama o zaman atfettiğim muhabbete peşinen teslim olup, yalan söylemiş oluyorum.
Girizgahı bu olmakla beraber, oldukça rahatım. Yani defaaten bırak-6 ay içme-başla adamı olarak, bu sefer hiç zorlanmadım diyebilirim. Böyle gerginlik yok, sinir yok, aşırı yeme isteği yok (kendi adıma bunlar böyle ama kilo alanlar oluyomuş). Bugün bir abim, olum biz servisçe koruyorduk, ama sen böyle panda, koala kırması bişeye dönüştün falan dedi, aynen öyle uyuşturulmuş gibiyim. yan etkilerde aksine tersi yazıyor ama bana bi sakinlik durgunluk geldi, öyle sinirlenip kendimi falan tutma değil, bildiğin kızamama halindeyim, öyle uyuklayıp bakıyorum etrafa.
Gelelim şampiyon x'in yan etkilerine, kendisi tamam sakinleştirdi ama uykunun ağzına pıt. ben hayatımda rüya hatırlamış adam değilim. hatırlasam hatırlasam 5-10 tanedir, onların da dişe dokunur, ulan bu ne demek istedi ki dediğim ikiydi şu yaşıma kadar. ilaca bi başladım, sabbaha kadar, film çek, roman yaz. ama böyle 802ler türk sineması gibi, soğuktu ve yağmır çiselemekteydi tandansında, uzun  boğucu dialoglar, çözülmeyen sorunlar. millet rüyasında, batman olup robinle maceradan maceraya koşuyormuş, ben kapıcıyla, çöp alım saati tartışıyorum ama ne tartışma, rüyada belediye görevlisi geliyor, muhtar falan, siyaset meydanı gibi, bitmiyor da bitmiyor, konuş da konuş. sonra amannn diyip uyanıyorsun, git su iç yüzüne su çarp, geri yat, evet bomba burada başlıyor, pause tuşuna basmış gibi başla tekrar ali kırcadan söz alıp konuşmaya. kaçış yok. rüya mevzuna daha fazla değinmeyeceğim, gerçekten buraya yazsam, bir tanıdık okusa bir daha bana aynı gözle bakmaz, ayıplı falan değil aman, keşke öyle rüya olsa, bunlar, absürdlüğün doruğunda, hayal gücümün ötesinde şeyler, geçenlerde eyfelde dondurma satıyordum diyelim kapatalım.
Bir diğer etki dö yan da intihara meyilmiş, ben bunu yaşamadım, bunu hayata olan inaılmaz bağlılığıma ve dini itikatime bağladım. maneviyat önemli sonuçta. fekat, en başta, yani ilk günlerde 2-3 defa ani, imgeler gördüm, böyle japaniş korku filmlerinde, sen mutfağa su içmeye giderken, küçük gözleri görünmeyen çocuk şekli, arkandaki duvarda belirir, şöyle arkanı döner odaya giderken yok olur, seyirci görür, sen hissedersin, işte öyle birşey, başta korktum da sonra geçti,
son olarak aç karna içmeyin, midenizi heşat etmekte. tüm bunlara rağmen başta da belirttiğim gibi memnunum bıraktığıma, darısı tüm içip bırakak isteyenlere. oğlan olmasa ben istemezdim sanırım. o doğduğunda sözüm vardı kendime tutamamıştım, sırtımda yüktü, iyi oldu.

ufak tefek bir sürü yeni albüm çıktı onları dinlemekteyim bu aralar. bir hazmedeyim yazacam çoğunu, amma velakin, haftasonu uç-gel, hafta içi uyuyama (ne kadar uyusan da rüya sebebi ile sabah pestil kalkıyorsun, bak unutmuşum, uyuyamadan kastım o), zaman yok, ne film ne yazmaya. bu gece hayret, uyku bastırmadı daha.

1 haftadır, alt üst ettim bir reklam filmini bulamadım, bu da buraya not olsun, ilerde okursam, aklıma gelir gene ararım, bir discovery kanal food ve travel akanalı mı ne var oradan bir reklam. soğanlı, camili, havuçlu eyfelli diyim ben hatırlamak için. seyrettiğim en güzel şeylerden biri.

bu aşağıdakini de bugün gördüm. ilişkilerde modernizm internette kıs düşürmeyse, postmodernite daha doğrusu transmodernitede son nokta, sorsan post ne trans ne söyleyemem iki kelime de neyse(buraya bi blink koydurayım)

Şarkımız kimden olsun, diye düşünürken aklıma, nme best lirik olayı geldi, ben sia ablaya gönderdim. breathe me ve where i belong çok ayrıdır, aslında kızın tüm hikayesini bilince daha değişiyor tüm bakış. neyse konu o değil, sia ayrıdır güzeldir fakat bu çaldı az önce, çok olmuştu dinlemeyeli;


28 Temmuz 2011 Perşembe

İ-GIZ

Kel alaka konular, genel yayın  yönetmeni olarak, bu akşamki konum, apple.

Bilen bilir, ben sağlam bir i-phone karşıtıyım, bunun markasal bir geçmişi yok, i-pod çıktı ilk alanlardanım, mac-air çıkmadan sıraya girdim, aldım. Şu an hedef kitle, apple'ı elma zannederken, az bir geçmişimiz vardı kendisiyle. Fakat i-phone'a hiç ısınamadım. Bunun sebebinin şöyle metaforize edebilirim (metaforize etmek ne ola ki?) şimdi lahmacun lezzetli bir yemek, yalan mı? Hayır. Ama genel olarak geçmişten gelen, son yıllarda, veya son on yıl demek daha doğru, azalan, bir negatif sosyal algı vardır, lahmacuna karşı, temsil ettiği atfedilen sosyal tabakaya yönelik, yok, lahmacunla, viski içmek, tavana çiğ köfte yapıştırmak, arada kalmışların gıdası gibi. Şimdi çok yok, kız arkadaşı, karını tak koluna git, lahmacun yemeye, ben gençken öyle değildi o işler, ıyyyy lahmacun mu? tepkisi alırdınız. Şimdi lahmacun kötü bir yemek mi? Hayır, hatta iyi yapılırsa dadından yinmez, fakat, bilinç altı hep bir dürter, oğlum yapma etme. işte i-phone da öyle benim için, tamam iyi telefon deniyor ama bana ifade ettiği, alt metininde barındırdıkları hep negatif, o benim ayfonum var ruh hali var, şimdi detaya girsem, on sayfa yazı olur, işte o ruh hali benim manevi red sebebim.

Şimdi gelelim teknolojik kısmına, ulan ortaokuldan beri, bu teknoloji işine merakımız var, ilk okuldan komodor, orta okuldan amiga, liseden plus çocuğuyuz, belki gerçekten kafası basan onlarca adamla bu telefonun overrated olduğunu tartıştım, siz telefona onca para veriyorsunuz, daha sonra çatır çatır aplikasyona, ve bana hep telefonu överken bu app. lardan bahsediyorsunuz, bu deli para verip, bmw alıp, sonradan para verip taktırdığın ses sistemi ile veya koltuk döşemesi ile övünmek gibi. ama hiç anlaşamadık, yok öyle yok böyle.
Bu kadar şeyi neden yazdım, adamın biri çıktı sözlükte bir yazı yazdı, bak yıllardır anlatamadığımı bu kadar mı şahane anlatır birisi, dün koltuktan aşağı düştüm, okuyunca, depeyi zamanından beri bu kadar böğürerek güldüğüm azdır, acaba bende mi sorun var diye teknoloji konusunda üstün saygı duyduğum, kendisi de ayfon 4 kullanıcısı olan, hasan abi'ye gösterdim, o benden beter devrildi ki ben gevşek adamımdır o buz adam. ahanda bu entry, ki bunu anlarsan tamam kardeş sen iphone kullan bana ilişme de, ama bu ne yahu, küfürlü müfürlü, nesi komik ki, diyorsan kardeş sen git, samimi söylüyorum, aselsan vardı, 1919 diye modeli vardı ondan kullan.

Bu coverı ne güzel olmıuş, bana soğuk bir kış günü asansör önü bir dialog hatırlattı, muhatabını, yukardaki lahmacunculardan ayrı, gayrı tutarım;

24 Temmuz 2011 Pazar

Karma-karışık

Çok ama çok sıcak İstanbul, dışarı çıkmak ciddi anlamda akıl karı değil, Mersin'den kaçışımı hatırlıyorum da, yaz dönemi bir daha dönmem demiştim, zaten okul bittikten ve evlendikten sonra da eylül öncesi gitmedim hiç, yaşam enerjim kayboluyordu.
E şimdi ne oldu, o kadar karasal iklimi gezdik ve İstanbul? Son 4-5 yıldır iyiydi ilişkimiz ama bu sene hele ki son 3-4 gündür, ihanet etti bana, arkadaş bu ne resmen eriyip akıyorum, zaten sıkıntıya gelemem hemen kızarır terler bünyem, bir de sigaraya son kampanyası iyice darlandım. Evet, bu sefer ağır toplum baskısı, ve babalık bilinciyle, aslında aralık 2010 için verdiğim sözü tutmaya ve yıllar süren seviyeli seviyesiz ilişkimizi bitirmeye karar verdim püf püfle. Daha önce biri 1 ay diğeri 6 ay iki denemem olmuş, her ikisini de kendimce haklı olarak adam öldürmemek için sona erdirmiştim. Sakin ve şevkatli bünyeme iyi gelmiyor ayrılığımız-dı. Bu sefer efendi gibi gittim sigara bırakma polikliniğine, bir test yapıyorlar, bağımlılık düzeyi ölçümü için, ben zaten bakmayın gönüllü gibi olduğuna şefimle ve onun zoruyla gittim. Test sizin bağımlılık düzeyinizi belirlemek içinmiş, ben 10 üzerinden on tam not aldım, kemal abi 7 de kaldı, sanki bir bokmuş gibi, nasıl koyduk selamı çaktım ama utandım sonra ulan sana tam bir bağımlısın diyorlar bilimsel olarak sen sırıtıyorsun dedim kendi kendime, abi dedim sinirden oldu o sırıtış ve el hareketleri, o da bi bozuldu sanki ulan ben şefim bu on aldı ben yedi gibisinden, yahut bana öyle geldi. Neyse alıyorlar testi bakanlığın özel bir sayfası varmış ve oraya giriliyormuş sonuçlar, bir de sağlık soruları var işte kronik hastalığın var mı? başka ilaç kullanımı var mı? daha önce sigara için ilaç kullandın mı? madde veya alkol bağımlılığı var mı gibi. Onu da dolduruyorsun ve haber bekliyorsun, hangi ilacı kullanacağınız, bir yazıyla merkezden belirleniyor ve size ücretsiz veriyorlar, yanında kontrol günlerinizin olduğu bir de form gelmekte. Bana Champix, K abiye Zyban çıktı. Başladık bakalım, Yan etkileri konusunda tedirgin olsam da, başka çarem yok gibi geliyor. İlk 8-14 günde bırakmanız gerekiyormuş, ben kendime 14. günü seçtim önce sonra 10'a düşürdüm, haftasonuna geliyor, yatarım evde ilişmem kimseye diye düşündüm. Babalık zor zanaatmiş, onu anladım. Meine ugly boy, acaip büyüdü, 2 hafta oldu görmeyeli, resimlerle, videolarla, skype'la avunuyoruz, koymuyor desem yalan olur, büyürken yanında olamamak zorlaşıyor gün geçtikçe, böyle mutlu diye, bak bu lafı kullanmak istedim yıllarca ve geliyor '' baba yüreğime taş basıyorum'' ehh be kim tutar beni, daha kıdemli evliler ise her ne demekse yaz bekarı diye bir laf türetmişler, aha ulan ah diye imrenir gözlerle bakıyorlar ama ben onların hij mi hi anlamıyoo.Bu da minik adamımın son hali, çok yandı, bronzlaştı, az önce geldi, sıcak sıcak resim. Çok muhlis bir dev kendisi, as i mentioned before, he is huge. Kumsalda yaşıtı kızlar geliyormuş, yarısı kadar, kız çocuğu tabi, daha ilgili etrafla, el mel uzatıyormuş bizimkine, yok, diyor annesi, ya havaya bakıyor, ya pis pis bakıyor, ya da dalga geçer gibi çekip ayağını emiyormuş. Ulan az sosyal ol kime çekti ki bu herif?


Daha önce de belirttim, ev alma işini, şu an stand by oldum, az daha geçen pazar bitiriyorduk ki işi, aman aman borçlanmayın, global kriz şu bu. Ara verdik, ulan esnaf mısın, özel sektör mü? sana ne, diyenlerde oldu, kaldı ki haklılar, kriz oldu mu en az etlkilenecek gruplardan birisindeyim. Ama yok faziler fırlayacak, yok ev fiyatları maliyet artışı sebebiyle uçacak, almış gazı gidiyor fiyatlar. Ben sonbahar, kışa doğru balonun sönceği, kriz çıksa bile konut fiyatlarının düşeceği görüşündeyim. Alacağımız yeri ve siteyi bulduk, sadece, sonbahar, kış gibi satılık bulup, almak kaldı. Bu kadar şeyi niye yazdım, ulan bu emlakçıları hiç sevmem, hatta geen sene ev değiştirirken burada da bahsettim sanırım, birisini, ev sahibi aldı elimden, yemin ediyorum, hayatta belki de ilk defa bir bayana elim böyle kıpırdanır gibi oldu. Alayı mı sahtekar olur bunların, bir de kurumsallaştıkça dilleri falan bir uzuyor, beni isimle mi korkutacakasın? Ev sahibine teklif ettim ben buna para mara vermeyeyim, sizi sözleşmeden dolayı mahkemeye falan verirse, neyse cezası ben öderim, bak yazılı metinle tahahhüt bile veririm dedim, hanım sakinleştirdi de, olay kapandı, ben sırf bu karıya param geçmesin diye psikolojik rahatlama için ev sahibine verdim parayı, emlakçıya verilmek üzere diye, ne değiştiyse..., neyse konu geçmişe gitti gene, ev ararken anladım, ulan tam söğüşçü herifler, şimdi taktik şu, bu ev kaç para? atıyorum ev sahibi 500 istiyor ama ben pazarlığı yapar 450'ye indirmeye çalışırım, sonuçta hepimiz kazanalım değil mi? pi bi sırıtış, solda parlayan ceyar yuving dişi. Sonra ara tara, ev sahibi bulunur, öğrenilir ki, emlakçı official değil, öyle aramış takip edebilir miyim? falan, eyi dayı kaç lira, 440. Yuh, ulan sen direk dersen 440 biliyorum ki o ev pazarlıkla 400-410, emsallerine bakıyorsun sitede ona göre fiyat çekiyor emlakçı kafasından, amcayı araştırdık ki satan adamın bir yerden ev almış, beklemeden araya ihtiyacı var, 15-20 eksik olsun hızlı olsun derdinde. Bir arkadaşım geçen hafta 460 dan bir kuruş aşağı olmaz denilen evi tam 375'e aldı. Bu kadar pazarlık payı mı olur, ben sevmem bu  pazarlık işlerini ama satıcı ve aracılar bu denli sahtekarken, tam 95000 ytl indirim mi olur? Orada ilk fiyat ve yakın fiyattan alan olmuş mudur diye baya düşündüm. Bakalım bu sefer de teğet mi geçecek!!!! göreceğiz.
Geçen hafta şans eseri, kelebek melebek incelerken, inci kaynaklı, bir hikayeye rastladım. Gerçekten şaşırttı beni, aynı Lost gibi, gece saat üçe kadar uyumadan bitiriverdim hikayeyi, tabi bitirdim dediğim, günümüze yetiştim. Yoksa hala devam ediyor öykü. Öykü based on a true story ve bir aşk hikayesi, olay alanyada geçmekte, ve şimdilik 4-5 sene anlatıldı. Şunu iddia edebilirim ki, zaman zaman fazla oryantal gelse de bu kadar iyi anlatım uzun zamandır görmedim. Benzetmelerde zaman zaman koltuktan düştüm,gülmekten özellikle futbol dinamikleri, ritüelleri bir aşk hikayesinde durum anlatımında nasıl kullanılır, bittim resmen, zaman zaman da durduk yere, anlayın işte :(... Bence mutlaka okuyun, bu inci sözlükte yazan birisinin amatör bir girişimi değil, yarın birgün çıkar çapanoğlu, silinme ihtimaline karşılık, filtre miltre az kaldı, çıktısını da aldım, filtreleyip sadece yazarın yazılarını okursanız 36 sözlük sayfası, eğer sözlük formatında yorumlar da olsun derseniz, 400 civarı, tamam sadece yazarı okumak bile yetiyor ama, inci formatında biraz bel aşağı yorumlarla okumak, veya duygulanan piç!!leri okuyup, panpamsın mk yorumları, ne bileyim, sanki lisede yakın arkadaşlara, duygusal türk filmi seyreder gibi oluyor. Ben çok ama çok sevdim, başta da dedim biraz arabesk, ama çok sağlam kurgu, Hem biraz arabesk olan ne çirkin ki, işte o biraz da bitiyor iş. Baştan söyleyeyim, çok ama çok küfür var, o da inci jargonuna uysun diye sanırım. Elitist olmayın bakalım, tapınılan Salinger veya Palahniuk ergenlerinden farkı yok, kelebeğin.
Hikayenin ismi Anlatsam mı, anlatmasam mı? bu 18+linki, yorumlu olan:
Bu parazitsiz olan form, sadece yazarın entryleri var:
Hmmm yazarın mahlası hakkında yorum yapamıyacağım, ama kendisi çok yetenekli, başta bu ne acaba derken ortalara doğru bağımlı oluyorsun. Amma övdüm değil mi, para almış gibi:) Bilmiyorum ki, çok benzeşen yönümüz olmasa da lise yıllarıma döndüm, hatta ortaokul, o küfür etmenin, büyüme sayıldığı, hormonların etkisiyle kırolaştıkça kırolaştığımız yıllar.

Musikisel işlerde, bu ara management ve two doors çok dinlemekteyim.


Bayadır yazmıyorum, bir de gıdasal ek yapayım, eğer türk kahvesi seven bünye sahibiyseniz, ben gibi, küçük bir önerim olacak. Çok gezen ve her gezdiği yerde yemek yiyen bünyeye ikram geldi, kahve yanına likör bardağında, bu ne derken öğrendim ki, kahvenin yanına soda, dur dur, bu muydu deme hemen! uludağ frutti soda mı ne var, onun narlı sodası bulunuyor efenim, alınıyor bir küçük bardağa iki buz kırılıp, ice slashden hallice parça büyüklüğü olacak, soda ekleniyor ve bu sıcak havalarda kahve yanında veriliyor. Valla ben kolay beğenmem, hoşuma gitti.
 
ps: ön izlemede baktım, liste az cafcaflı olmuş. Renk sanırım default geldi, anlamadım

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Fil Avrat Otu

Atropa elephantodonna gibi bir isim uydurulabilir, özel bir ot, inat yapıyor. Bu da isim babası gibi zehirli olabilir. Nereden geldi dersek, bir CK vakası daha yaz başı ya, bana rahat fazla, inadıyla saygı topluyor ama zehriyle öldürüyor gibi biri. Daralttı beni, bu sıcaklarda. Umarım, tek çabam da zaten bu yönde; zehiri bir bana olsun, kendi iyi olsun.


One Love için, aklımda kalan, çok sıkıntı verici düzeyde kalabalık olduğu, pazar 16-17 bin kişi deniyor. Nefes alınacak gibi değildi, bazı denyosanlar, abijim, biz festivale geldik, illa konser mi dinliyeceğiz, canım ister piknik yaparım kafasında, aydos tepelerini önerdim onlara, iyi gelir, hem hava temiz.



Bu arada İstanbul'un gözünü seveyim, haftasonu ciddi anlamda bunaldım, o ne hava be, 2 defa zorlamayla dışarı çıktım, tüm haftasonu balkonda plastik bir sandalyede oturup, hortumla oturduğum yerde kendimi suladım, çok efektif bir yöntem, eş zamanlı kitap okunup, müzik dinlenemese de kim takar. Kayın the peder'in makas getirin de şunu bir budayayım da gizli odun göndermesi bile sıkıntı yaratamadı bende, jr'a havuz almışlar, ki öyle minik değil ben, c, jr içine girince ben boyut 2 kişi daha alır, fakat pompa almayı unutmuşlar ki bu beni havuz şişirmekten, bitik hale gelmiş akciğer ve şaşı bakan göz sahibi yaptı o sıcakta. Neyse ben sandalyede, elde hortum, jr havuzda, bir kendime bir ona çok güzel bir balkon sefası oldu.

Bu da hedaye-ül gece olsun;



3 Temmuz 2011 Pazar

One love

Yunanistan konseri setlisti bu şekilde olmuş
Zaten parça listesini değiştiren bir grup değil. 
Camera ile başlayacak, bis muamma.

One love'ın gidişi güzel de çıkışında yaşanan sorunları one love 2010 için daha önce belirtmiştim.
Suede, yarın mesai'de baygın bakışları, ağrıyan başı hakeder mi, kararsızım.
Tabi sevenleri için harika olacaktır ama editors sonrası suede, daha anlaşılır kılmak için, duman sonrası zuhal olcay gibi birşey sanırım. başta çalarlarsa sleeping pill dinler eve dönerim belki


Konser gündemi böyle işte, bu hafta leyleklik görevime ara verdim, artık, havaalanı kontrol noktası görmek istemiyorum, nefrette trending topic #havaalanı, havaş, varan (satıştan bağımsız), dişağrısı, kanaltedavisi, implant...
Ciddi bir diş sorunu yaşadım ki 16 yıllık tanışıklığımızda ilk defa C. panikledi o derece sıkıntı çektim, davula döndü suratım. Apse = drenaj cümlesinin gerçekliğini yaşamama vesile olan yapımda ve yayında emeği geçenlere de saygılar (çok sinirlendim, patlamamak için dişimi sıkarken, çat dolgum kırıldı diye başladı hikaye, spontan değil yani rahatsızlığım)
Buradan anne baba yaklaşımıyla bak öfkeyle kalkan zararla oturur çıkarımı yapılamaz ki aksine çürütür teoremi, o esnada böğürseydim ve içime atmasaydım, ne o dolgu patlardı ne apse olurdu ne de çenemi yardırırdım. Bundan sonra kararlıyım hep öfke hep öfke, yine yeni, yeniden:)

The man who i own, bir büyüdü büyüdü, annesi ile güney sahillerinde fink atmakta, çok zor fakat bu zorluğa katlanma sebepleri yanında bonus pack olarak gelen birşey bu parental işler. An itibarı ile kararım bu şekilde bakalım değişir mi?

Ciddi anlamda şu aralar emlak işine sarmış bünye olarak şu yolculuk ve konser, ki unutmadan yaz dönemi olduğu için giren nöbetlerden fırsat bulursam, ev alma, alamama, beğenme, beğendiğini belli etmeden fiyat teklif etme, eşin beğendiğinden aynı eşi nefret ettirme rehberimi yayınlayacağım.

7 Haziran 2011 Salı

Aynı bağın gülü

Aklıma gelen tabi ki ''same shit different ...'' temalı bir reklam oldu, ne şahane olurdu değil mi?
Hayal-ül güce destek boyun borcu, örneklem anlamında;


Sakın Aysun Kayacı, çoban fikrinde olduğum sanılmasın, katılımcı demokraside oysal eşitlik yanlısıyım,
bu beni geri kafalı yapıyor sadece, daha geçen ay mı hafta mı ne sosyologlar tartışıyordu,
oy değeri E-SHİT ol-mal-ımı?
Ben resmi verdim, Fill in the peteks, arkaya da attır müziği, parti reklamı oluyor
Petek demişken bunu gördün mü?

Pazartesi büyük ihtimalle gene 
''someone will put me in a big house?''


Konuyla alakasız serbest çağrışım işitsel, hem de güncellerden;


Alakasız olmasa da, bu da bazı şeyleri özetleyen, başka bir olayı tanımlayan resim,ama bize ne uymuş değil mi?
''pişşttt bülent'im gözü yaşlım çek bakalım elini''



Ps: Şapkalı adamlar, badem yerken dudak üstlerine badem falan bulaşacak, yalayarak temizleyecekler, sonra ver elini tinto hmmm neyse

3 Haziran 2011 Cuma

Personal non-gırnata

S. kız mıdır, kadın mıdır bilemem!!! Bir hint filmi, baya güldürdü beni...
Olay çok acı, ama neyse ki, hala kafa bulunabiliyor, artık neyle avunuyoruz, peh
Çarşamba akşamı, hem post nöbet hem de post op olmama rağmen Interpol izlemeye gittim,
Post op derken etken anlamda değil, edilgen anlamda, minör hurts, bunu da anlamış oldum
Kişisel görüşüm ki bunu yazma sebebim korkmam, çok iyi bir konserdi,
Aaa, sen ne bilirsin, biz böyyle toplu olarak beğenmedik, kommününe lafım yok, o komünün genelini konserde de takip ettim, ve diyeceğim dinleseydiniz severdiniz.
Bu ekip yeni oluştu, en son 3-5 bin kişi falanlardı ve Massive Attack konserinde karşılaşmıştık* kendileriyle, bu sefer biraz daha artmışlar, mitoz bazlı değişik bir çoğalma yolları olduğu gibi bir hipotetik yaklaşımım da var bu ekibe
Sorsan, baksan, gençler, güzeller, kıpır kıpır hepsi ama ''baba biz bi geçiyoduk uğradık'' hallerini hiç anlamıyorum. Neden tek derdin bira içip, bu neaaa yaaaa demekse, para verip konsere gelirsin ki, hem karanlık, hem bira pahalı, hem ayakta dur dur, derdi ne bunların çözemedim, ama dedim ya mitoz, yani full genetik penetration to next generation, peh tekerleme gibi oldu, ana kalıp neyse, soy öyle gidiyor bu mendel bezelyesinden hallice olamayanlara.
Trendig interpol'e baktım, genel şikayet ses sistemi! orada da saykoloji-kelli dolly'sel durum var ''bence'', üşenmdim youtube'da son bir yıl konserlerine baktım, sahnede ne etmiş ne yapmış bunlar diye, tabi ses primer kulakla değil, kayıttan olunca, maçka konserini de youtube menşeyli kayıtlardan dinledim, kıyasta torpil olmasın diye...
Fark  bulamadım, hatta bas gitaristi tüm konserde özel takibe almış kişi olarak diyorum ki, gitar anlamında öte bir konserdi, tabi ki davulun hakkını yemeden. Çoğu ona Paul diyor ama kişisel tercihim Julian abiyle ilgili kanaatim de şurada* vardı zaten,
Peki sorun ne, ortamı poop etse de sosyal medyada 3t taner usulü ohhh yeaaaaa, abi süperdi tavaning be hacıııı grubu, ''ki bu benim kişisel tanımım ve (lan yine kişisel, tey tey) konsere negatif tüm kişileri kapsamamakta'', bu ne beee eylemine girişti.
Bu konserde ana sıkıntı, kişisel yorumum, (lan amma tırsmışım ha, personal vurguları haddini aştı, taştı), ışık, evet çok kötüydü. Sonuçta bu görsel+işitsel bir olay; yoksa oturur evde flac bir kayıttan dinlerim değil mi? Işıklandırma bir acaipti, 4 tane garip tepe lambası, arada bir ki bu konser boyunca yanlış saymadıysam onu geçmedi, seyirciye doğru döndü, o sırada bir hareketlenme sonra tekrar gençliğimizin tepe toplu, sahil diskosu tandansında devam, yazık durumlar yani.
Gelelim Maçka konser sahasına, burası konser alanı olmaz, olamaz insafsız diye devam edileybıl değil, ki etmeyeceğim. Ne bileyim belki psikolojik ama konser alanlarının arkada geniş öne doğru hafif daralması gerektiğine dair bir algı oturmuş kafama, burası bildiğin dikdörtgen, istanbul modern de buna başka bir örnek. Bu sebep olabilir mi derseniz ortada geçen sene bir Archive olayı var ki, dilimi tutturuyor. Onun dinamikleri farklıydı tabi, alakasız serbest çağrışım olsun bu da arada.
Ve Julian abinin ses yapısı, o konuya girmeyeceğim ama bir etken << bence, :)D >>
Sonuçta pansumanım ve ben, iyi bir performansı, kötü bir conc-buddy ekibi eşliğinde, fena bir ışıklandırma ile seyrettiğimize kanaat getirdik. O şikayetini altındaki dikişlere acı çektirerek ifade etti, full haplı olunca (ağrı kesici anlamında), içki de alamayan bünye, o şikayete biraz boyun eymedi değil.
 
SETLİSTİMİZ BÖYLE;